Dünya’da ve uzayda yapılan bütün keşifler aslında iki amaca yönelikti. Birincisi insanoğlunun bilgisini artırmak, keşfetmek, diğeri ise yeni pazarlar, kaynaklar bulmaktı.

Gezegenler, yıldızlar ve uzay insanoğlunu tarih boyunca meşgul etmiştir. İlk evren modeli Dünya’nın merkezde olduğu Geocentric modeldi. Herşey bizim çevremizde dönüyor, diyorlardı. Sonradan Güneşin merkez olduğunu (heliocentric) iddia eden Galileo gibi bilim adamları çıktı. Şu an için biliyoruz ki Güneş te samanyolu galaksisinde bir yörüngede dönmektedir. Galaksiler de sabit değil. Onlar da hareket ediyor.

Alman bilimadamları Titius ve Bode (1766, 1772) gezegenler için mathematiksel bir örüntü bulmuşlar ve bundan hareketle Jupiter ile Mars arasında bir gezegen olmalı demişlerdir – Titius-Bode kanunu. Ayrıca Güneşten dünya’nın uzaklığının 19.6 katı kadar uzakta bir gezegen daha olmalı demişlerdir. Sonradan Jupiter ile Mars arasında bir gezegen olmadığı fakat asteroid bir kuşak olduğu görüldü. Bahsettikleri diğer gezegen ise 7nci gezegen Saturn çıktı.

Genelde hükümetlerin desteklemediği uzay çalışmaları çok gitmemiştir. Bu desteği veren hükümetler de birçok yönden eleştirilmiştir. Eleştirenlerin ana noktası bu projelere harcanan paralara başka şeyler de yapılabilir, şeklindedir. Sağlık hizmetleri mesela. Amerika’da 48 milyon sağlık sigortası olmayan insan olup, NASA’ya ayrılan miktarın 16 milyar dolar kadar kaynak ayırdığı düşünüldüğünde bu eleştirilerin çok haksız olmadığı ortaya çıkar. Ancak yine de uzay çalışmaları sayesinde birçok tasarruf sağlanmıştır. Meteoroloji uyduları sayesinde birçok hava tahmini (kasırga, fırtına vs.) yapılmış ve önlemleri alınmıştır. Ayrıca gözlem uyduları sayesinde ülke kaynakları, ekilen alanlar daha iyi hesaplanmış ve buna göre stratejiler yapılmıştır. GPS uydularını hem askerler hem siviller kullanmaktadır. Sadece şehirde yol bulmak için değil, dağcılar, tracking yapanlar da kullanmaktadır. 

Uzay araştırmalarına Ruslar Amerikalılardan önce başlamışlardır. O zamanlar Ruslar roketlerle ilgilenirken Amerikalılar daha çok uçaklarla ilgileniyorlardı. Ses hızını geçen uçuşlar yapıyorlardı. Ruslar ilk uyduları Sputnik-1’i 1957 sonunda uzaya gönderdiler. Amerika bu tarihten sonra uzay çalışmalarına hız vermiş ve şu gelinen noktada bütün ülkeleri açık ara geride bırakmıştır. Toplam uzay çalışmalarına dünyadaki bütün uzay ajansları (ESA, CNES, JAXA dahil) yaklaşık 15 milyar dolar ayırırken, sadece NASA tek başına 16 milyar dolar ayırmaktadır.

Dünyanın yörüngesine girebilmesi için bir gülleyi ne kadar hızla atmak gerektiğini ilk hesaplayan Isaac Newton’dur. Gülle 7300  m/s hıza sahip olursa ve bu hızı korursa yörüngede kalabilir. Bunun için dünyanın çekiminden kurtulup uzaya çıkabilmek için güçlü roketlere ihtiyaç olmuştur. Roket tasarımına ilk etapta matematikçiler, ressamlar, film yapımcıları, yazarlar, ordu mensubu kişiler, makine ve elektrik mühendisleri katılmışlardır. Roket teknolojisi özellikle Ruslar ve Almanlar tarafından geliştirilmiştir. Hitler Londrayı vurmak için roketleri kullanmıştır. Alman bilimadamlarının birçoğu savaş sonrası Amerika’ya yerleşmiştir. Ayrıca Amerika bu konuda ileri gidebilmek için Ruslardan transferler yapmıştır.

İnsan yapımı uyduyu ilk defa uzaya gönderen Ruslardır dedik. İnsanoğlunu uzaya ilk defa gönderen de Ruslardır. Ancak ondan önce bir köpek gönderdiler. Sputnik-1’den hemen bir ay sonra Laika ismindeki köpek Sputnik-2 ile uzaya gönderilmişti. Köpek geri getirilmedi, ancak uzayda nabzı, biyolojik fonksiyonları ölçüldü ve insanın uzaya gidip gidemeyeceği test edildi. Amerikalılar bunu iki maymunla yapmışlardır. Able ve Baker ismindeki iki maymun 1959 yılında uzaya gönderilmiş ve geri getirilmiştir.

Uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin’dir. 1961’de uzaya gitti. Dünya’yı bir kere dolandıktan sonra yere indi. 1969’da uçak kazasında öldü.

Roket teknolojisi o kadar geliştirildi ki insanoğlunu uzaya taşımak için mekikler yapıldı. Yıllara göre yazarsam: Enterprise 1972, Columbia 1981, Challenger 1982, Discovery 1983, Atlantis 1984, Endeavour 1991. Bunların birçoğu emekli olup, müzelere girmiştir. Challenger 1986’da, Columbia 2003’de kaza geçirmiştir. İçindeki astronotlar kurtarılamamıştır.

“Huston, we’ve had a problem”.

Apollo 13, Amerika’nın aya gönderdiği 5nci görevdi. Uzaya atıldıktan bir süre sonra oksijen tüpü patlamış ve 3 astronotun dünyaya sağ salim dönebilmeleri için Huston’daki ekiple müthiş bir çalışma yapılarak astronotların Dünya’ya dönmeleri sağlanmıştı. Ana modüldeki patlama yüzünden Aya gidecek modüle geçiş yapıp Dünya’ya 4 günlük bir yolculuk sonunda döndüler. Tom Hanks’in bu konuda bir filmi var. Tam da bu olayı anlatır.

Mars’a yolculuk

Nasa 2003 yılında iki adet robotu Mars’ın iki ayrı noktasına gönderdi. Yaklaşık 7 ay sonra her ikisi de Mars’ın yüzeyine iniş yapmayı başardılar. Opportunity (Fırsat) ve Spirit (ruh, cesaret). Bunlar Mars yüzeyinde birçok araştırma yapıp, panaromik fotoğraflar gönderdiler. Marslılarla karşılaşmadılar. Mars’ın yüzeyinde geçmişte sudan oluştuğu düşünülen bazı yerlerde araştırma yaptılar. Buldukları buz karbondioksit buzu çıktı.

ISS (International Space Station – Uluslararası Uzay İstasyonu)

ISS’in ilk parçası 1998 yılında atılmış ve 1998-2004 yılları arasında uzay laboratuarı oluşturulmuştur (skylab). Yaklaşık dünyaya 350 ila 450 km arasında yörüngede gider. Her yaklaştığında üzerindeki roketler ile düzeltmeler yapılır. İnsanoğlunun uzayda deney yapmak için yaptığı bir uzay laboratuarıdır. Birkaç ülkenin katkısıyla ayakta durmaktadır. Yaklaşık 100 milyar dolar harcanmıştır. Buraya gidecek astronot (veya kozmonotlar) uzay ortamına alışmak için Huntsville (Alabama) ‘de su içinde bir eğitimden geçmektedirler.

Optik Teleskoplar

Edwin Hubble adına atılan optik teleskop 1990’dan beridir uzayı gözlemektedir. Hubble telekopu görünen ışığı tarar. Gammayı tarayan Compton teleskobu, X-ray’i tarayan Chandra teleskobu ve Infra-red ışığı tarayan Spitzer teleskopları da uzayda çalışmaktadır.

Radio Telescopes:

Cosmic radio signals. Arecibo. 50 MHz to 10 GHz. In Porto Rico.

Doç.Dr. Lokman KUZU

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları