Pirinç tanesi ve karpuzun birbiriyle ne alakası var diye akla geliyor. Yok aslında. Sadece sebeplere bakıldığında birbirlerinin yerini almışlar gibi görünüyorlar.

Pirinç, yetiştiği yerin tamamen su kaplı olmasına rağmen içinde nem bile barındırmayan taş gibi sert bir bitki. 

Öyle ki yenilmesi için suda haşlanması gerekiyor. Karpuz ise yetiştiği yerin tamamen kurak ve damla su olmamasına rağmen yüzde doksan dokuzu su olan ve normalde kabuğu kırıldığında bardaktan boşalır gibi akıp gitmesi gerekirken akıp gitmeyen bir meyve. 

Sebeplere bakıldığında karpuzun sulak arazide pirincin de kurak toprakta yetişmesi gerekirken tam tersi olmuş. 

Karpuzun da pirinç tanesinin de imal edildiği yer kendisinde hiçbir hayat emaresi bulunmayan toprak. Fakat birinde toprağın üstü göl misali su ile kaplı iken taş gibi pirinç. Diğerinde ise çöl kuraklığının içinden karpuz. Yani imalat ne sebeplere bağlı ne de ortamdaki tabii etkenlere.

Doğrudan bölgedeki yaşamın gereklerine göre yapılmış. 

Kurak beldelerdeki insanın ihtiyacı sulu meyve olunca ihtiyaç sahiplerine yıllardan beri yüzde doksan dokuzu su olan karpuz ince bir ipe bağlanıp gönderiliyor. 

Üstelik sıvı yoğunluğu bu kadar yüksek olan her hangi bir gıdanın bardaktan boşalır gibi akıp gitmesi gerekirken sıcakta erimeyen bilmediğimiz bir madde ile sıvıyı katı halde muhafaza edilebilecek şekilde tasarlanıp imal edilmiş. 

Tabii diğer meyveler de olduğu gibi bugüne kadar tüketilen milyarlarca karpuzun da bir adedinin dahi mevcut ilmi birikimimiz ile imal edilemediğini söylemeye gerek yok. 

Karpuzun dünyaya geliş zamanı, şekli, ambalajı, ihtiva ettiği sıvı miktarı, rengi, tadı, kokusu, ortamdan bağımsız olarak insan için imal edildiğini gösteriyor.

İnsana karpuzu imal edip hediye eden toprak değil. 

Allah'ın hikmeti. 

Toprak tepsi vazifesini görüyor. 

Bütün meyveleri toprak tepsisine koyup yetiştiren ve bize gönderen YÜCE RABBİME ŞÜKÜRLER OLSUN.

Alıntı

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)