İmam Ebû Mansûr (Mâturîdî), Şeyh Ebû’l-Kâsım Hakîm es-Semerkandî ve aynı asırda yaşayan diğer Maveraünnehr büyükleri akâidi zabt etme ve bid’atları def etme konusunda çok çalışmış ve ihtimam göstermişlerdir. Onların ihtimamının bereketiyledir ki, bu vilâyet bugüne kadar sâlimdir

Semerkand’da medfun olan Nakşbendî şeyhlerinden Hoca Ubeydullah el-Ahrâr (ö. 895/1490) şöyle demiştir:

“İmam Ebû Mansûr (Mâturîdî), Şeyh Ebû’l-Kâsım Hakîm es-Semerkandî ve aynı asırda yaşayan diğer Maveraünnehr büyükleri akâidi zabt etme ve bid’atları def etme konusunda çok çalışmış ve ihtimam göstermişlerdir. Onların ihtimamının bereketiyledir ki, bu vilâyet bugüne kadar sâlimdir (bozuk fikirlerden ve bid’atlardan uzaktır)”13.

Hindistanlı Nakşbendî şeyhlerinden İmam-ı Rabbânî lakaplı Şeyh Ahmed es-Sir- hindî (ö. 1034/1624) Mebde’ ve Me’âd isimli eserinde Maturidilik mezhebi hakkında şöyle der:

“Bu fakîre mânevî hâllerinin orta döneminde Hz. Peygamber (a.s) vâkıada (rüyada veya bir kendinden geçme ânında) buyurdu ki: “Sen kelâm ilminde müctehidlerensin”. O zamandan beri kelâm (inanç) konularının her birinde bu fakîrin özel bir görüşü ve husûsî bir bilgisi vardır. Maturidilik ve Eş’arilik mezheplerinin tartışmalı olduğu konuların çoğunda ilk bakışta Eş‘ariler’in haklı olduğu akla geliyor, ancak firâset nûru ve keskin bir nazar ile derin düşünülünce Maturidiler’in haklı olduğu ortaya çıkıyor. İhtilâflı kelâmî meselelerin hepsinde bu fakîr Maturidî âlimlerine muvâfık ve onlarla hemfikirdir. Gerçek şu ki, bu büyük zâtlar (Maturidiler) sünnet-i seniyyeye uymaları sebebiyle büyük bir değer sâhibidirler. Muhâlifleri ise felsefî konulara bulaştıkları için o değere ulaşamamışlardır. Her ne kadar iki grup da hak ve doğru yol üzere iseler de, durum böyledir”14.

“Ehl-i Sünnet âlimleri arasında Şeyh Ebû Mansûr el-Mâturîdî ashâbının yolu ne güzeldir. Maksadlar ile yetinmişler, felsefî incelemelerden yüz çevirmişlerdir. Ehl-i Sünnet ve Cemâat âlimleri arasında felsefî yolla düşünme ve aklî delil getirme metodu Şeyh Ebu’l-Hasan Eş‘arî’den doğmuştur. O, Ehl-i Sünnet’in inanç esaslarını felsefî delillerle tamamlamak istemiştir. Ancak bu iş zordur, din büyüklerini kötüleme konusunda muhâlifleri cesâretlendirmektir ve selefin yolunu terk etmektir. Cenâb-ı Hak bizi nübüvvet nurlarından alınmış olan Ehl-i Hakk’ın görüşlerine tâbî olmada sâbit ve dâim eylesin”15.

.

————————————

12 Mîr Abdülevvel en-Nîşâbûrî, Melfûzât-ı Ahrâr, (Ârif Nevşâhî, Ahvâl ve Sühanân-ı Hâce Ubeydullâh-i Ahrâr, Tahran 1380 hş./2002, içinde), s. 280.

13 Mîr Abdülevvel Nîşâbûrî, Melfûzât-ı Ahrâr, s. 208.

14 İmâm-ı Rabbânî, Mebde’ ve Me’âd: Rabbânî İlhamlar, Trc.: Necdet Tosun, İstanbul 2005, s. 80-81. 15 İmâm-ı Rabbânî, age, s. 111.

ALINTI:

Prof Dr. Necdet Tosun’u Matüridiyye ve Tasavvuf İlişkisi adlı bildirisinden alıntıdır.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları